Mukaddes Amaç

Sadece yazmak istiyorum ne yazdığım, kime yazdığım önemli değil. Belki kendime yazıyorum belki de bunu okuma zahmetine girişen herkese, bunun çokta önemi yok. Önemli olan ne, onu da bilmiyorum, bilmediğime göre çokta önemli değil demek.

Sahip olduklarımız; unvanlarımız, işimiz, evimiz, arabamız, bankadaki bir miktar paramız peki bunlar önemli değil mi? Önemli mi? Bu bir paradoks mu? Harbi paradoks neydi?
Paradoks, görünüşte doğru olan bir ifade veya ifadeler topluluğunun bir çelişki oluşturması veya sezgiye karşı bir sonuç oluşturmasıdır. Çoğunlukla, çelişkili görünen sonuç veya sonuçların aslında çelişkili tarafları vardır. Paradoks teriminin karşılığı olarak Türkçe ‘de yanıltmaç, çatışkı ve çelişki sözcükleri kullanılmaktadır. Kaynak: wikipedia. Her neyse konuyu çok fazla dağıtmayalım. Kısacası toplumda bir değer unsuru  olan, sahip olduklarımız önemli değil mi? Önemli olmaz olur mu, tabi ki önemli! Mal mülk, para, ev, araba ve çalsın sazlar oynasın kızlar... offf anam offf yaşamak bu değil mi? Bu mu? Ben bunun için mi yaratıldım? Neden olmasın. İyide o zaman ölüm niye var? Bütün bu güzellikler içinde ölüm niye var? Aslında temel sıkıntıda bu değil mi? Sınırsızca yaşanılacak bir ömür ama ölüm var ve istersen Karun kadar zengin, istersen Hz. Süleyman gibi dünyaya hükmeden varacağın yer bir karış toprak. İşte tam bu noktada her şey anlamını yitiriyor çünkü yaşamak anlamını yitiriyor. O bir birinden tatlı güzellikler, zevkler sadece acı bir tat veriyor insana... Ölüm kavramı insanın bütün benliğini etkiliyor. Hayattan soğuyorsun ister istemez. Diyorsun ki, nereye varırsam varayım ve ne olursam olayım ulaşacağım yer bir karış toprak... Peki, bundan kurtulmanın bir yolu yok mu? Nasıl yani ölümden kurtuluşun bir yolumu var? Neden olmasın bak hayvanlara ne güzel yaşıyorlar, yiyor, içiyor, sıçıyor ve çiftleşiyor. Ne güzel hayat, "ölüm mü, o ne?", kıvamında bir yaşantı sürüyorlar. Güzelmiş; o zaman hayvan gibi bir yaşantı sürelim. Sürelim sürmesine de, onlar düşünemiyor ama ben düşünüyorum ve düşündükçe sonumu görüp harap oluyorum. O zaman düşünme! Düşünmemek, bu mümkün mü ki? Neden olmasın! Ölümü inkâr et, her-şeyi inkâr et ve bir kaç bardak iç şerefine, olmadı bir kaç bardak daha iç ohhh miss! Şimdi bütün zevk sefa senin doyasıya yaşa! Bir hayvan gibi yaşa! İyi tamam yaşayayım da, ben düşünmüyorum diye ölüm kapısı kapanmıyor ki...

Evet, insanın gerçeği bu; insan fani dünyamızda ki, bütün canlılar gibi ölüme doğan bir varlık ama insan farklı olarak düşüne bilen, üstün yaratılmış bir varlık ve düşünüle bilir mi ki insanı böylesine mükemmel yaratan ve bin bir nimetle rızıklandıran Rab, onu ölsün yok olsun diye yaratsın.

İnsan ulvi bir amaç için Dünyadadır ve bu ulvi amaç; insan ola bilmektir. İnsan ola bilmek ise Rabbi bilmektir eğer ki insan Rabbi bilir ise ölüm o zaman ebedi saadete açılan bir saadet kapısıdır. Rabbi bilmek ise görebilmektir. Secdeye varıp; şükür ve tefekkür etmektir. Rabbi bilmek, Sevmektir ve tutuşup alev almaktır. Rabbi bilmek, kara bir sevdadır.

Rabbi bilmemek ise; kaybetmektir. Kendini başıboş zannedip bu kısa ömrün karanlık dehlizlerinde kaybolmaktır. Açık olan ölüm kapısın elemiyle kahrolmaktır. Dünyaya meyil edip, sahip olamayacaklarına, sahip olduğunu zannedip bunlar için ömür tüketmektir. İnsan olamadığı gibi fıtratı gereği hayvan dahi olamamaktır. Belki hayvandan aşağı bir mahlûk olmaktır. Ve her şey bir yana; insan Rabbi bilmese İşte o zaman ölüm ebedi azaba açılan bir azap kapısıdır.

Hepimiz bu dünyaya insan ola bilmek için geldik ve temel amacımız insan ola bilmektir. Bu dünyaya meyil edip onun için ömrümüzü tüketmeye gelmedik, tabi ki yaşamak için yapmamız gerekenleri yapmaya devam edeceğiz ama bu asla Dünyayı temel amacımız yapmamalı! Rabbin verdiğini ona teslim etmeli ve dünyanın yükünden sıyrılmalıyız. İşte o zaman ölüm geldi, sefa geldi ve sevgiliye kavuşmak için düğün eyledi.

FERHAT ATAŞ

dünya ve yaşam





Yorumlar